ağlamak istiyor ve ağlayamıyorsanız, bu şarkıyla beraber hıçkırıklarla gözleriniz kan çanağına dönebilir, dudaklarınız kızarabilir, kirpikleriniz birbirine yapışabilir, burnunuzu çekebilir, delicesine ağlayabilirsiniz.
Lucia / Silence
Neden? Nedenini anlatamayacak kadar yorgunum. Nedenini anlatsam da anlaşılmasını sağlayamayacak kadar bıkkınım… Bekliyorum, sadece bekliyorum bir şeylerin değişmesini… Umutsuzca…
Kadın her zaman hissettiği şeyleri hissedemiyordu o sabah. Gün ağarıp, perdeleri açtığında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündü. Duraksadı önce, güneş gözlerini alırken gülümsedi. En sevdiği şarkıyı mırıldandı. Hüzünlü görünüyordu gözleri. Göz bebeklerinin içindeki acıyı ancak göz yaşları aktığında atabilirdi. Ne zaman gözlerinde acı hissetse bir şeyler ters giderdi.
Onların birliktelikleri onbir buçuk yıl sürmüştü. Birbirleriyle evlenmemişlerdi. Yıllarca birbirlerini tanımaya çalışmışlardı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu elbette. Mesela adam, kadını devasa hediyelerle değil de küçücük bir papatyayla mutlu etmeyi bilirdi. Aynı şekilde kadın da adamın her sabah uyandığında duş alırken hiçbir zaman değişmeyen şarkısını söylediğini bilirdi.
Çevrelerindeki herkes ilişkilerini onaylıyor, bir an önce evlenmelerini ve yuva kurmalarını istiyordu. Onlarsa herşey de olduğu gibi zamana yaymayı tercih ediyorlardı.
Geceleri birlikte uyur, sabahları yalnız uyanırlardı. Kadın adamın kokusunu duymadan uyumak istemezdi. Bu yüzden adamın sol omzu kadına aitti. Her gece adamın sol omzunda uykuya dalardı kadın. Adam onun uyumasını bekler, komodinin çekmecesine gitmeden kağıda dileğini yazar ve bırakır, usulca üzerini örttükten sonra sessizce çıkardı evden..
Kadın dilek kağıtlarını bir kutuda toplar evlendikleri gün o dileklerin hepsini yakacağını düşlerdi hep. Neden mi yakacaktı? Çünkü dilekleri yaktığı gün o dilekleri kabul edilmiş gibi yaşayıp kendi dileğine şans olsun istemişti. Kendi dileğiyse “ileride eşi olacak adamla aynı kaderi yaşayıp, dünyaya aynı anda gözlerini yummaktı”..
Onbir buçuk yıldan sonra hiç beklenmedik şekilde kadın adamı terk etmişti. Ona artık tahammül edemediğini, birlikte bir ömür geçiremeyeceklerini söylemişti. Bahanesi bu olamazdı. Adam karşı çıktı, kadının göz bebeklerinin içine “yapma” der gibi bakmıştı ama kadın ısrarlı bir şekilde gözlerini kaçırıp, adamın derhal evi terk etmesini istemişti.
Adam gitmişti gitmesine de.. Gönlü, aklı, hisleri, duyguları kalmıştı o evde. Ne yapabileceğini kestiremeyecek kadar çaresizdi.
Altı ay geçmişti. Ve o onbir buçuk yılın sonunda her ikisi aynı hafta, aynı gün, aynı saatte farklı kişilerle evlenmek için nikah salonundalardı. Nikahlar kıyılmıştı kıyılmasına da adam yenik düşmüştü üzüntüsüne.. Mikrofon ona uzatıldığında kadını aynı şekilde düşledi, dayanamadı.. Kalbi tekledi yığıldı oracığa..
Kadınınsa nikahı bu sırada kıyılmıştı. Dansa kalkacakken telefonu çaldı kadının, adamın “öldüğü” haberi gelmişti kulağına. Kulakları uğuldadı söylenenleri anlamaya çalıştı bir süre. Evet yanlış duymamıştı, O ölmüştü.
Gelinliğiyle salondan çıkıp adamın yanına giderken “benim yüzümden, hepsi benim yüzümden” diyerek bilinçsizce bağırıyordu. Annesi ona dönüp “ayrılırken ona kısır olduğunu, üzülmesini istemediğin için onunla evlenemeyeceğini söylemiştin öyle değil mi kızım?” dediğinde kadın sustu. Sesi çıkmadı..
Ve damat kayın validesinin söylediklerini duyduktan sonra hızla karşıdan gelen yük kamyonunu görmemişti bile. Adamın tüm dilekleri yerine kadının bir dileği kabul olmuştu. Araba şarampolden aşağı öylece süzüldü ve dünyaya gözlerini sonsuza dek yumdular..
Kapının gıcırtısı adını sayıklarken, gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Kulaklarım adına aşina olmuşlardı.
Sen mi yalancısın, ben mi aptalım?
İnsanlar katil olabilirler. İnsanlar, pek tabii katil olabilirler.
Sen şimdi bana başka birine aşık olduğunu söylüyorsun.
Omuzlarımı öpüyordun oysa, elimi yüzüne koyuyordun uykuya dalmadan biraz önce.
Ama insanlar başkalarına aşık olabilirler. Hayır olmazlar.
Tabağı yere fırlatmıştın, dökülmüştü balıklar. Balık sevmezdim. Ama üşüyecektin, o atkıyı takman gerekiyordu.
Çok bağırıyorduk. Çok hayal kuruyorduk. İçimizde hissediyorduk. Gözlerimiz doluyordu. Çok öpüşüyorduk.
Sen şimdi başkasına mı aşıksın yani?
Neden kaçıyorsun.
Keşke atkıyı takmasaydın ve ölseydin.
Ama insan bir kere aşık olurdu, öyle diyordun.
Ben aptal değilim.
Sen yalancı mısın?
Keşke istediğin kadar sigara içmene izin verseydim ve ölseydin.
İnsan bir yalanı ne kadar sürdürebilir?
Ben aptalım.
O adamın burnunu kırmıştım.
Sabahın 6’sında kapıda ağlıyordun.
Ağaçtaki yazılar kaybolmuş.
Saçlarımı kesiyordum.
Kendini kesiyordun.
İnsanlar katil olabilirler.
Boyalı iğnelerle kapatmaya uğraştıkça, beni daha da derinlerine hapsediyorsun.
Belki hep ekmek arası bi şeyler yemene izin verseydim ölürdün.
Ve başkasına aşık olamazdın.
Başkasına aşık olamazsın. Hani insan bir kere aşık olurdu, zordu bulmak, görür görmez anlardı. Hani bir kere aşık olurdu insan sana diyorum, hani yalnızca bir kere kalbi öyle hızlı atardı?
Sen yalancısın.
Sen tanıdığım en orospu çocuğu yalancısın.
Ama kola içmene izin verseydim kesin ölürdün.
Ve o zaman gözlerini kaçıramazdın.
Ölüler gözlerini kaçıramazlar çünkü. Bakışlarından kurtulabilmek için menzilden çıkman gerekir. Sen de öyle yaptın, bilirsin.
Eğer o gün bana sarılmasaydın ölürdüm.
Ve başkasına aşık olamazdın.
Sen yalancı değilsin.
Ben aptalım.
Sen çok güzelsin.
Hala güzelsin.
Ben aptalım.
Sen başkasına aşıksın.
Çok aptalım.
Keşke ölsem.
O zaman kokunu alamazdım.
Çok sev bir adamı. Çok kısa zamanda sev. Kısacık bir araya sığdır bütün sevgilerini. Kısacık zamanlarda elini tut, kısacık zamanlarda öp kısacık zamanlarda sev, hem de olduğundan da çocuk bir halde. Hemen gidecek çünkü. Acele et.
Gitsin adam sonra. Aylar geçsin üstünden. Uzun zamanların olsun başka birinin elini tutmak için, uzun uzun sevmek, sarılmak için uzun zamanların olsun. Uzun zamanların olsun bir adamın odasını ezberlemek için, üstelik ayrıntılara dikkat etmeyen biriyken. Uzun uzun sevsinler seni. Sonra onlar da gitsinler.
İlk adam gitmesin hiç aklından. Bunun ne tensel bir açıklaması olsun ne uzun zamana dayanan alışkanlıkların… Her gün gör sevdiğin adamı. Yanından geç. Yıllar eskit böyle, sen de eski. Yanından her geçişinde biraz daha sensiz, en sonunda sensiz adam… Birçok şey yaşa, onsuz ama onunla hani. O öylece dursun. O öylece izlesin ama hepsini. Her şeyi bilsin. Bir kere bile özlemesin o. O bir kere bile aramasın. Arasa da kendi bilmesin bunu, öyle bir şey işte.
Aşık olsun yetmez gibi. Bir defa da değil hem de. Rüyanda gör iki kere onu, iki kere aşık oluşunu izle, uykudayken ve en çıplak halindeyken korkuların. Birincisine sarılamasın bile, ikincisini güzel bir şehirde öpsün. Uyan, o uyanış birkaç geceyi zehir etsin emirmiş gibi. Kimseye sorma neler olduğunu, cesaret edeme. Belki de hiçbir zaman gerçek olmadığına dair bir inancın olsun, sakla köşede. Belki hiç aşık olmadı o. Belki özledi ama belki seni değil.
Dönüp dönüp ona bak. Özle ama sadece hatırayı. Kendinden bile bekleme aynı huzuru bir daha, hele ondan hiç. Dönmesini asla bekleme. İsteme onu hayatında ama aklında o olmadan bir gün bile geçirme. İstediğin zaman arayabileceğini bil, istediğin zaman onun seni dinleyeceğini bil. Yüzlerce cümlen varken hiçbirini bile ona kurmak gelmesin içinden. Karşında duran adama sarılmak, o özlemi tasvir etmeye yetmesin. Karşında büyümüş hali dursun o çocuğun, çok az değişmiş hatları. Sarılmak bile anlatmıyorsa… Susmayı öğren. Bir şekilde dokunmayı öğren hiç temas etmeden. Değiştir sevdiğin adamı ama kendisi bile anlamadan. Yer et içinde ama onu acıtmadan. Üzüntüne tanık olsun, hüznünü sana ithaf etsin geceler boyu; ama bütün acını onun omuzlarına yükleme öyle. En çok acıttığı anda yazdığın şiirleri sakla mesela. Ağlarken arama. Hatta yapabiliyorsan hiç arama onu. Sek verirsin acını. Canı yanar.
İnce ince anlat ama sakin bir anında hepsini, sakınma. Yine de yok ol yaklaştığında. Dikkat et, içindeki güzelim hatırayı kirletme büyümüş boynunda.
Hiç kimseye anlatma onu bir zaman sonra. Anlatmak gelmesin içinden. Ne onun en yakın dostunun kulağına git yaptıklarınla, ne dostların dinlesin onu. Bomboş olduğunu hisset içinin ve içinin o olduğunu. Adamın kendi içinde bomboş kaldığını hisset. Tükendiğini hisset hem de kendin de sımsıkı bağlıyken o mevsime.
Ve hiçbir gün, hiçbir vedaya cesaret etme sakın; “son” içinde ağlayana kadar.
Çünkü veda bir “başlangıç” hep, aynı zamanda “son” bile olamayan.

